Deaş’ı Batı kurdu

 

NATO’nun Yükselen Tehlikeler isimli bölümünde müdür yardımcılığı yapan James Shea, Londra’da özel bir kulüpte IŞİD / Deaş üzerine konuşma yapmış.

 

Konuşmanın ardından benim çok değer verdiğim, bu yazının da haber kaynağı olan bir kişi ile tartışmaya tutuşmuşlar… Haberin kaynağı, işin içyüzünü açıkladı.

 

Suudi Arabistan istihbaratına göre, “Deaş” ABD hükümeti tarafından Kuveyt sınırındaki Bucca Kampında ( Camp Bucca ) kurulmuş. ABD’nin amacı, Irak’ta Şii çoğunluğa sahip Nuri El Maliki hükümetini devirmekmiş. (Acaba?)

 

Tabii ki işler böyle yürümemiş, 10 yıl sonra 2014’de Deaş Musul’u ele geçirmek üzere harekete geçmiş, Irak ordusu kaçmış. Deaş, ABD’ye ait tüm ekipmanları, silahları, 24 saat içerisinde ele geçirmiş.

 

Tartışmanın sonunda James Shea, General David Petraeus’un, Deaş’ın bir bölümünü oluşturan Sünnileri Irak Anbar’da eğittiğini itiraf etmiş.

 

Deaş’ın çekirdeğini oluşturanlar, ABD’nin eğittiği Saddam Hüseyin’in ordusunun eski komutanlarıymış. (ABD ile savaşmayıp teslim olanlar. Ordudan kaçanlar.)

 

Bu duruma nasıl gelindi?

 

1990’larda Clinton döneminde Washington Irak petrollerini kontrol ediyordu, fiyatını istediği gibi ayarlıyordu…

11 Eylül’den sonra iş tersine döndü, ABD’li Neoconlar Irak’ı işgal etti. İngilizlerin 1920’de icat ettiği Irak’ın siyasal sisteminin başı o dönemde Saddam Hüseyin’di. ABD’nin istilası ile Irak devleti çöktü.

 

Sünni bir alternatif yoktu. Şiiler ve Kürtlerin baskılarıyla yönetim çoğunluğa devredildi.

 

Politik partiler dini ve etnik bir hale büründü ve parçalandı. Lübnan stili, Şiiler, Sünniler ve Kürtler şeklinde bir Irak ortaya çıktı. Irak için bu bir kâbustu.

 

2005 ve 2008’de ABD’nin Irak’ı yeniden inşa çabaları, (Acaba gerçekten amaçları inşa mı? Yoksa iç savaş çıkarmak mı? ) Sünniler ve Şiiler arasında korkunç bir iş savaşa sebep oldu. Sünniler kaybetti. Deaş’ın büyümesinin sebebi budur.

 

 

ABD’nin istilası – Arap baharı eylemleri

 

Arap Baharı’nın Şubat/Mart 2011’de başlayan Suriye versiyonuna göz atalım. Esad yönetimine karşı başlatılan protestolar başlarda olaysız geçiyordu. Fakat Alevi karşıtı gruplar Sünni çoğunluğun büyük bir kısmını radikalleştirmeye başladı.

 

Fransa Bilimsel Araştırma Merkezinde (CNRS) Irak, Suriye ve Lübnan konusunda uzman olan Tarihçi Pierre-Jean Luizard’a göre, Suriye Hanbelîliğin merkezi konumundaydı. (Hanbelîlik:  Arap yarımadasında Vahhabiliğin yükselmesini büyük ölçüde etkileyen, Sünni İslam’ın en tutucu şekli.) Hanbelîlik, kuvvetli Şii karşıtlığını da içermektedir. Böylelikle Suriye’de El-Nusra (Suriye El-Kaidesi) gibi Selefi cihatçı gruplar türemiştir.

 

Bu arada Esad, Batı’ya ve Suriye’de karasız kalan Sünni burjuvaya bir mesaj yollar: Ya ben, ya da kaos.  Ülkede kaos patlak verir.

 

Amerika’nın Irak’ı istilası ve Suriye Arap Baharı’nın benzer sonuçlar doğurduğu söylenebilir. Birkaç ayrıntı dışında, Deaş Irak’ta Sünni Arapların sessiz desteğini almaktadır. Ancak Suriye’de Sünniler bölünmüş durumdadır; Deaş çöl bölgesini ve Bedevi kültürünü kontrolü altında tutabilir, El-Nusra ise Halep gibi büyük şehirlerde Sünnilerin desteğini almaktadır. Irak’ta Sünni, Şii ve Kürtler arasındaki sınırlar az çok bellidir; Suriye’de durum sonu gelmez bir yapboz oyunu gibidir.

 

Irak Kürdistanı bağımsızlığını ilan edebilir. Bağdat yönetimi ise artan bir şekilde Şiileri temsil eder hale gelmiştir…

 

 

Deaş’ın ortaya çıkmasının ve başarısının sebepleri iyi analiz edilemezse, Musul ve Rakka’nın Deaş’tan temizlenmesinin bir anlamı kalmaz.

 

Bütün sorunlar “Batı’nın bölgeye medeniyet getirmesi” adı altında, aslında sömürgecilik yapması ve hegemonyasını yaymasıyla başlamıştır.   Amerika’nın Irak’ı sistemli, acımasız ve yavaşça yok etmesi, bu durumu (Ortadoğudaki kaosu) beslemiştir.

 

ABD’li General Petraeus, Deaş’ı El-Anbar’ın çöllerinde eğitmiş olabilir…

Bucca Kampında doğan bu canavarlar, Batı’nın dokunuşu ve zekâsını üzerlerinde taşımaktadırlar…

 

 

 

(Pepe Escobar’ın makalesinin özet çevirisi.)

 

 

 

Kaynak: http://www.informationclearinghouse.info/46749.htm